(ANKARA) – DEM Parti Engelliler Komisyonu Eş Sözcüsü Hatice Betül Çelebi, engellilere ödenen aylıklar ile evde bakım aylığına ilişkin, “Halihazırda engellilere maaş olarak ödenen oranlar kişinin eşit, bağımsız ve onurlu yaşam hakkını ihlal ederken; ödeme koşullarının hane geliri kıstasına bağlanması, daha en başından kişiyi nesneleştiren, bağımlı ve bağlı kılan sağlamcı politikaları meşrulaştırmaktadır. Engellilerden ve yakınlarından beklenen, bütçeye daha fazla ‘yük’ olmadan, kendilerine verilen lütuflara minnetle evlerinde oturmalarıdır” ifadelerini kullandı.
DEM Parti Engelliler Komisyonu Eş Sözcüsü Hatice Betül Çelebi, engellilere ödenen aylıklar ile evde bakım aylığına ilişkin yazılı açıklamasında, mevcut uygulamaların engellilerin eşit, bağımsız ve onurlu yaşam hakkını ihlal ettiğini belirterek, “Bu çaresizlik hepimizin utancıdır” dedi.
Çelebi, Haziran 2026 enflasyon oranına göre, yüzde 40-69 engel oranına sahip engellilere ödenen aylıkların 5 bin 103 liradan 5 bin 793 liraya, yüzde 70 ve üzeri engel oranına sahip engellilere ödenen aylıkların ise 7 bin 655 liradan 8 bin 690 liraya yükseltildiğini belirtti. Evde bakım aylığının da 15 bin 755 lira olarak belirlendiğini ifade eden Çelebi, hane gelirinin asgari ücretin üçte birini geçmesi halinde engelli maaşlarının, üçte ikisini geçmesi halinde ise evde bakım maaşının kesildiğine dikkati çekti.
Çelebi, mevcut uygulamaya ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:
“Halihazırda engellilere maaş olarak ödenen oranlar kişinin eşit, bağımsız ve onurlu yaşam hakkını ihlal ederken; ödeme koşullarının hane geliri kıstasına bağlanması, daha en başından kişiyi nesneleştiren, bağımlı ve bağlı kılan sağlamcı politikaları meşrulaştırmaktadır. Erişilebilirliğin meçhule ertelendiği erişilemez kentlerde ve eğitim, istihdam, sağlık, sosyal ve kültürel haklara eşit ulaşım konusunda hiçbir gerçekçi planlamanın hayata geçirilmediği sağlamcılar evreninde engellilerin tüm eşit yurttaşlık hakları gasp edilmiş ve toplumsal dahiliyetleri göz ardı edilmişken; yoksulluk ve yoksunluk engellilere yönlendirilmiş bir şiddet biçimine dönüşmekte, kapanma ve kapatılma normalleştirilmektedir.”
“Engellilerden ve yakınlarından beklenen, bütçeye daha fazla ‘yük’ olmadan, kendilerine verilen lütuflara minnetle evlerinde oturmalarıdır” diyen Çelebi, insanlık onurunun engellilerin ve ailelerinin yaşamlarından aşındırıldığını belirtti.
Çelebi, “Devredilemeyen bir hak olarak insanlık onuru, engellilerin ve ailelerinin yaşamlarından aşındırılmakta; kendisi bir görmezden gelme ve yok sayma pratiği olan sağlamcılık ideolojisi, tarifi imkansız bir toplumsal sessizliği de beraberinde getirmektedir” ifadelerini kullandı.
Çelebi, engellilere yönelik haber dilinin de mevcut eşitsizlikleri derinleştirebildiğini belirterek, “Maalesef ki çoğu kez sessizliği bozan acı kayıplar olurken, popülist habercilik anlayışının hoyratlığıyla tercih edilen dil, var olan eşitsizlikleri bireysel trajedilere dönüştürmekte; ön plana çıkarılan magazin kültürü de yargısız infazlar ve ezberlerle sağlamcı kültürü pekiştirmektedir. Bu haber dili, bir sonraki kayıpların tetikleyicisi olabilmektedir” dedi.
“HİÇBİRİMİZ BU KAYIPLARIN SORUMLULUĞUNDAN AZADE DEĞİLİZ”
Urla’da bir annenin genç engelli oğluyla yaşamını yitirmesine de değinen Çelebi, olayın yalnızca bireysel bir trajedi olarak ele alınmaması gerektiğini belirtti.
Çelebi, “Urla’da bir anne, genç engelli oğluyla aramızdan elim bir şekilde ayrılırken, bir toplu iğnesi kadar ışık göremedikleri karartılmış yaşamlarındaki çaresizliği görmek hepimizin görevidir” dedi.
Anneye yönelik toplumsal yaklaşımı da eleştiren Çelebi, “Ne üzücüdür ki muhtemelen sayısız kez üstenci tavsiyelerle mikro saldırganlığın hedefi haline getirilen ve sağlam çocuk doğuramayan yetersiz kadın olarak damgalanan anne, son yolculuğunda da anlaşılamamış, haksız ve hadsizce lince maruz bırakılmıştır” ifadelerini kullandı.
Çelebi, aynı gün bakımevinde hayatını kaybeden Sinan Gündoğdu’yu da anarak, “Yine aynı gün bakımevinde hayatını kaybeden Sinan Gündoğdu’yu da büyük bir kederle anarken, Sinan şahsında bakımevlerinde bulunan ismini bilemediğimiz binlerce engellinin onurlu ve güvenli yaşam koşullarını oluşturacak kamusal ve toplumsal dönüşümün gerçekleştirilememiş olması özeleştirimizdir” değerlendirmesinde bulundu.
“Sinan’ın uzun zamandır bakımevlerinde yaşadığı sahipsizlik, Urla’da bir annenin kalbinde yıl yıl büyüyen çaresizlik… Hiçbirimiz bu kayıpların sorumluluğundan azade değiliz” diyen Çelebi, engellilerin yaşam koşullarına ilişkin kapsamlı bir toplumsal dönüşüm ihtiyacına dikkati çekti.
“KAYIPLARIN AHI VE ÇARESİZLİĞİN UTANCI HEPİMİZİNDİR”
Çelebi, açıklamasının sonunda engellilerin yaşam hakkı, eşit yurttaşlığı ve toplumsal dahiliyeti açısından sorumluluğun geniş bir kesime ait olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
“On milyonlarca engelli ailesinin ‘benden sonra’ kaygısına ciddiyetle cevap olamayan hamasi siyasetten engelli yetişkinlere gelecek sağlayamayan organizasyonlarla günü kurtaran merkezi ve yerel pratiklere, engellileri patolojize etmeye devam eden statükocu akademiye; nörotipikleştirmeyi norm sayan eğitimden engellileri inkar eden, yok sayan mimariye; yoksullaştıran bütçeden hakkı lütuf sayan istihdam düzenine; ağdalı sağlamcı kelimelerle sağlamcı külliyata her gün bir kelime ekleyen edebiyatçıdan aydına, gazeteciye; her türlü hukuksuzluğa karşı bir araya gelemeyen sivil toplum örgütlerinden normun kolektif kibrini ve şiddeti içselleştirmiş toplumsal hakikatimize kadar bu kayıpların ahı ve çaresizliğin utancı hepimizindir.”




